PKK / Denklemin Neresinde?

Posted on 18/11/2011

0


                                                                                                                                                                                  
"Bölge Denkleminin Vazgeçilmezleri: Gizli Servisler..!"
“Bölge Denkleminin Vazgeçilmezleri: Gizli Servisler..!”

Van’da meydana gelen deprem dolayısı ile gündemden biraz düşmüş görünse de son aylarda başlayan süreçte PKK’nın silahlı eylemlerinin gittikçe arttığını görmekteyiz.  Bir bakıma Ortadoğu coğrafyasında oluşan siyasi hareketliliğin bir yansıması olarak değerlendirilebilecek bu olayları kavramak ve yorumlamak, yeni bir kıvam tutturmaya çalışan bölgenin siyasi geleceğini okumak açısından büyük bir anlam taşımaktadır.

Öncelikle PKK ve örgütle bir biçimde ilintili mevcut ulusalcı Kürt siyaseti hakkındaki genel bilgilerimizi tazeleyelim: Ön çalışmaları bir yana bırakacak olursak PKK’nın kuruluş tarihini 1978 yılı olarak kabul edebiliriz. Bu tarih bize dünyada ve Türkiye’de soğuk savaş şartlarının hüküm sürdüğü bir ortamda ideolojik kamplaşmanın yoğun olduğu bir dönemi işaret etmektedir. Bu örgüt o günün siyasi şartlarında ulusalcı ve sosyalist Kürt seçmeni arasında örgütlenerek kendisine özellikle güneydoğu bölgesinde bir taban oluşturmuştur.  Son yıllarda harekete yakınlık duyan siyasi yapılanmanın Kürtçe mevlid okutmak, cuma namazları düzenlemek ve seçimlerde ittifak oluşturmak gibi değişik Kürt siyasi anlayışlarına yönelik çalışmaları bulunsa da özellikle yönetimdeki entelektüel ana kadronun ekseninin halen ulusalcı ve solcu/sosyalist bir dünya görüşünü muhafaza ettiği düşünülebilir.  Olayı bir bütün olarak değerlendirdiğimizde bölgede etkili iki siyasi partiden Ak partinin Kürtlerin muhafazakâr ve dindar seçmeninin oylarını aldığını, Kürt ulusalcı ve solcu seçmeninin BDP’ de toplandığını, buna karşılık Türk ulusalcı ve solcularının seçimlerde bölgede pek bir varlık gösteremediğini görüyoruz.  Bu sonuçlar bize örgütün toplumsal dayanağı ve desteği hakkında kabaca bir fikir vermektedir.

Bu kısa bilgilendirmeden sonra asıl konumuza dönelim ve PKK’nın bölge siyasetindeki son durumunu ve denklemin neresinde durduğunu ele alalım:

Ayrılıkçı tüm örgütlerin asıl dayanakları olan toplumsal tabanlarını korumak için bölgesine yönelik söylem ve hedeflerini sürekli gündeme taşımakla beraber, hayatiyetlerini ve faaliyetlerini devam ettirebilmek için kendilerine destek olabilecek yabancı devletler ve onların gizli servisleriyle işbirliği yapmak zorunda olduklarını dikkate almamız gerekmektedir. Bu nedenle PKK’nın da sürekli olarak yabancı/gizli servislerle işbirliğini yaptığını/yapacağını bilmemiz ve Türkiye’nin siyasi duruşunun oluşturduğu güncel şartlara göre değerlendirmelerimizi yenilememiz önem taşımaktadır. Bazı kaynaklarda CIA ve MOSSAD destekli olarak MİT kontrolünde kurdurulduğu öne sürülen PKK’nın süreç içinde MİT’in kontrolünden çıktığı iddia edilmektedir. Bunun gerçek olduğu kabul edilse bile bu zaman zarfında pek çok yabancı servisin Türkiye politikalarını PKK üzerinden bir biçimde şekillendirmeye çalıştıklarını yorumlarımızda gözden kaçırmamalıyız.

Bugüne kadar medyaya da yansıyan haber ve bilgileri de dikkate aldığımızda bölge devletleriyle birlikte ABD, Avrupa ve Rusya merkezli birçok güç odağının PKK ile ilişkilerini değişik zamanlarda artan veya eksilen oranlarda devam ettirdiğini gözlemliyoruz. Ana hatlarıyla Irak’ın işgali öncesinde Rusya ve Avrupa ülkelerinin bu konuda daha aktif olduğunu, işgal sonrasında ise Amerika’nın bölge üzerindeki etkisi ile birlikte kontrolü ele aldığını değerlendirebiliriz.  Bugüne baktığımızda Amerika’nın Irak’tan askerlerini geri çekme projesiyle birlikte merkez Avrupa’nın ve özellikle Almanya’nın bölgede etkisini artırma yönünde politikalar izlediğini görebiliyoruz. Basından takip edilebildiği kadarıyla bile Alman kurum ve politikacılarının bölgeye ziyaret ve ilgileri artmış görünmektedir. Bölgemizde bulunan ülkeler ise Türkiye ile ilişki durumlarına göre her zaman olayların bir yerinde durmaktadır. Son gelişmeler ışığında tahmin yürütürsek Almanya ve İsrail’in bu hareketlere destek konusunda aktifleşmesini, (mevcut yönetimle) Suriye ve İran’ın da bu konuda beklenti içinde olmaları gerektiğini, Irak’ın ve Kuzey Irak yönetiminin Türkiye’ye daha yakın politikalar izleyeceğini beklemek gerekir.  Amerika bilindiği gibi bir küresel aktör olarak her zaman için çıkarını önceleyen esnek politikalar yürüten bir yapıdadır.  Bugün için İran, Suriye, füze kalkanı, Arap Baharı gibi konjonktürün getirdiği şartlar dikkate alındığında Türkiye’yi daha fazla öncelemek zorunda olduğunu söyleyebiliriz.

Ancak bölgenin güç dengeleri bakımından olayı yorumlarken bizim denklemin ana etkeni olan Türkiye’nin durumunu asıl merkeze oturtmamız gerekir.  Zira Türkiye artık ne soğuk savaş döneminin ve ne de doksanlı yılların Türkiye’sidir.  2001’de Amerika’da ikiz kulelere saldırıyla başlayan siyasi süreçte Türkiye’nin siyasi ve ekonomik bakımlardan mesafe aldığını ve hatta bölgesel bir güç olarak Mısır, İran ve İsrail’in önüne geçtiğini bugün için artık daha rahat bir şekilde ifade edebiliriz. Türkiye’nin beş on yıllık orta vadede küresel bir güç olacağına inananların sayısı gittikçe artmaktadır.

Güçlerin ve şartların yenilendiği bu ortamda bölgemizde siyasi denklemin de yeniden kurulmakta olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Türkiye’nin bölgesel bir güç haline gelmesi ve küresel aktörle çıkar birliği sağlaması nedeniyle bu mücadelede bir değişimin yaşanması kaçınılmazdır ve bu durum da olağan karşılanmalıdır. Siyaseti şekillendiren en önemli faktörlerden biri, mevcut dünya düzeninde ise birincisi güçtür. Devletlerin de güçlendikçe sopası (cezası) daha kuvvetli ve havucu (ikramı) da daha lezzetli olmaktadır. Bu koşullarda PKK’nın desteğinin hem bölgede ve hem uluslar arası güç dengelerinde azalması kaçınılmazdır. Bunun aksi Türkiye’nin bölgesel bir güç olmasının bir hayalden, bir seraptan ibaret olduğu sonucunu gerektirir. Zira bölgesel bir gücün bu derece yoğun ve uzun süreli iç sorunlarla uğraşması, bunları makul bir sürede çözememesi normal karşılanması gereken bir durum değildir.

Ayrıca Türkiye’nin dar anlamda ulusal devlet yapısından gittikçe uzaklaştığını gösteren emareler biraz daha artmakta ve bunun yeni anayasa çalışmalarıyla yapısal bir mahiyet kazanması planlanmaktadır. Belki kesin sonuçlarını çok kısa zamanda görmesek bile Türk milliyetçiliği gibi Kürt ulusalcılığının da bundan geniş şekilde etkilenmemesi düşünülemez. Kaldı ki bölgede Baas rejimleri son bulmakta ve Arap milliyetçiliği de ivme kaybetmektedir.  Türkiye’de devlet kendisini uluslararası konjonktürü de dikkate alarak yeni koşullarda küresel bir oyuncu olarak yeniden tanımlamaktadır. Bütün bu verilerin ışığında PKK’ya ve bölgedeki denklemdeki yerine ilişkin aşağıdaki öngörülerde bulunabiliriz:

1-      Önümüzdeki dönemde PKK’nın halk nezdindeki kendi tabanı daha da daralacak ve kitleler üzerindeki etkisi her geçen gün biraz daha azalacaktır. Bunun sonucu olarak bu tabanı temsil eden farklı siyasi oluşumların/yaklaşımların ortaya çıkması mümkün olabilecektir. .

2-      PKK çizgisinin uluslararası arenada bulduğu destek zayıflayacak ve bölgedeki oyunculuk vasfı kaybolacaktır. Ayrıca siyasi realite Suriye yönetiminin değişeceğine işaret etmektedir. Irak’tan sonra yeni Suriye yönetiminin de Türkiye ile birlikte hareket etmesi ihtimali çok daha kuvvetlidir. Bu durum bölgede çıkarı bulunan ve aktifleşen diğer (merkez Avrupa ve İsrail gibi) küresel ve bölgesel aktörlerin de elini zayıflatıcı bir unsurdur.

3-      Suriye ve İran konusu bölgesel ve küresel çapta bütün siyasi kartların yeniden gözden geçirileceği bir döneme işaret etmektedir. Bu durum Türkiye’nin jeopolitik önemini daha da artırmaktadır.

4-      Bütün bunların sonucunda PKK’nın bölgedeki otuz yıllık denklemdeki yerini kaybedip en fazla konjonktürün gereği olarak Türkiye karşıtı bazı güç odaklarının desteğini alarak marjinal bir terör örgütü haline dönüşmesi beklenmelidir.                                                                                                                                                                   

İşin gerçeği biz hepimiz biriz, Allah’ın kıymetli kulları ve Peygamberimizin sevgili ümmetiyiz. Her birimiz birer Fatih, birer Selahaddin’iz; birer Akşemseddin ve birer Mevlana Halid’iz.  Kur’an tabiriyle biz “ancak kardeşleriz”.  Bize düşen de birbirimize zarar vermek değil; bilakis barış, huzur, dayanışma ve gelişme ile birlikte hak/hukuk/ adalet odaklı ve küresel liderlikte iddialı yeni bir medeniyetin inşasına öncülük etmektir.

Son olarak Van depreminde vefat eden kardeşlerimize Allah’tan rahmet, yaralı olanlarına da acil şifalar dileriz. Sözün özü: “Ne oldum deme, ne olacağım de”.

Posted in: Uncategorized